Blog
BAKILMA VE BAKMA DÜRTÜSÜ
KADIN VE ERKLERDEKİ BAKILMA VE BAKMA DÜRTÜSÜ
Bu iki dürtü aynı kökten beslenir ama iki farklı yönlü yansımasıdır: Kadında “bakılma–beğenilme”, erkekte “bakma–sahip olma” eğilimi. İkisi de aynı nörobiyolojik döngünün cinsiyetler arası kutuplarıdır; bir taraf çekim enerjisini yayar, diğer taraf bu enerjiyi algılar ve yönelir. Ancak bu durum sıklıkla kültürel değil, biyolojik olarak temellenmiştir — yalnızca şekli çağdan çağa değişmiştir.
1. Evrimsel temeller
İnsan beyninin cinsel seçim algoritması milyonlarca yıl önce biçimlenmiştir.
- Kadın bedeni, doğurganlık ve gençlik sinyali taşıyan görsel göstergeleriyle (bel-kalça oranı, cilt tonu, simetri, yüz ifadesi) üreme başarısının “görsel biyobelirtecidir.”
- Erkek beyni, bu sinyalleri okumaya evrimleşmiştir. Özellikle hipotalamus, amigdala ve nucleus accumbens bölgeleri bu uyaranları saniyeler içinde işler.
- Kadın için seçilmek, erkek için seçmek evrimsel görevdir.
Dolayısıyla erkek beyninde “bakma” yalnız cinsel değil, biyolojik bilgi toplama eylemidir.
2. Nörobiyolojik altyapı
a. Limbik sistem:
Kadın bedeni görsel olarak algılandığında amigdala ve hipotalamus hızla aktive olur. Bu, dopamin, testosteron ve norepinefrin salınımını artırır. Yani “bakmak” nörokimyasal olarak bir ödüldür.
b. Dopamin devresi (ödül hattı):
Ventral tegmental alan (VTA) → nucleus accumbens hattı, “ödül beklentisi” duygusunu yaratır. Görsel cinsel uyaran, bu hattı tıpkı uyuşturucu ya da tatlı yiyecek gibi ateşler.
c. Prefrontal korteks:
Bilinçli kontrol ve ahlaki değerlendirme buradadır. Fakat yoğun dopamin–testosteron akışı alt kortikal bölgeleri domine ederse prefrontal korteksin inhibisyonu zayıflar. Bu yüzden erkek “bakmamak” niyetinde olsa bile refleksif olarak bakar. Bu refleksin sinirsel temeli ölçülmüştür.
3. Hormonel zeminde fark
- Erkekte: Testosteron, cinsel dikkat ve görsel uyarılabilirliği artırır; dopamin sistemiyle birleşince “keşfetme–takip etme” dürtüsü doğurur.
- Kadında: Östrojen ve oksitosin, “görülme–onaylanma” isteğini güçlendirir; özellikle yumurtlama döneminde kadınların daha çekici bulunması ve kendilerini daha çekici göstermeleri nörohormonel olarak belgelenmiştir (örneğin Miller ve ark., 2007).
4. Nöropsikolojik açıdan “bakma” davranışı
a. Dikkat ağları:
Erkek beyninde görsel dikkat sistemleri (superior colliculus, parietal korteks) cinsel içerikli uyaranlara otomatik yönelir; bu, öğrenilmemiş bir refleks.
b. Öğrenme ve koşullanma:
Görsel cinsel uyarana dopamin eşlik ettiği için, beyin “bakmak = ödül” şeklinde koşullanır. Bu yüzden erkek beyninde pornografi bağımlılığı, aynı mekanizmanın aşırı ve yapay uyarımıdır.
c. Empati–kontrol dengesi:
Eğer prefrontal korteks yeterince gelişmişse, bu dürtü etik, estetik ve sosyal normlarla filtrelenir; değilse dürtüsellik (impulsivite) ön plana çıkar.
5. Psikodinamik boyut
Kadına bakma arzusu yalnızca cinsellik değil, varlık ve güç doğrulamasıdır.
Erkek, “kadın bana bakıyor” veya “kadına bakabiliyorum” duygusuyla kendi değerini hisseder. Bu, Freud’un “fallik döneme” uzanan temel ego teyididir.
Bu nedenle bazı erkeklerde kadın bedeni “benim güçlülüğümün aynası” haline gelir; kadın bedenine bakmak, bilinçdışı düzeyde kendi erkekliğini kontrol etme ritüelidir.
6. Toplumsal ve kültürel modülasyon
Kültür, bu biyolojik refleksin üzerine bir ahlaki zarf geçirir.
Dinler ve etik sistemler bu dürtüyü bastırmak için değil, kanalize etmek için kurallar koymuştur: bakışı denetim altına almak, dürtü–kontrol mekanizmasını güçlendirir; çünkü aşırı dopamin salınımı dikkat, konsantrasyon ve ruhsal huzuru bozar.
Modern toplumda reklamcılık ve medya bu refleksi istismar eder — erkek beyninin “bakma” ödül sistemini ticarileştirir.
7. Ruhsal ve klinik yansıma
Kadında bakılma isteği, erkekte bakma isteği aynı çekim yasasının iki yüzüdür.
Biri “enerji yayar”, diğeri “enerjiyi çeker”.
Her iki durumda da denge bozulursa sistem patolojik hale gelir:
- Kadında narsisistik görünürlük bağımlılığı.
- Erkekte dürtüsel bakış, pornografik koşullanma, empati yoksunluğu.
Naturopatik düzeyde bu dengesizlikler genellikle dopamin–serotonin–testosteron ekseninin aşırı uyarımı ile ilişkilidir.
Destekleyici stratejiler:
- Bilişsel farkındalık: dürtü farkındalığı eğitimi.
- Fiziksel regülasyon: egzersiz, çinko–L-tirozin–omega-3 dengesi.
- Spiritüel pratikler: dikkati dıştan içe çeviren zikir, meditasyon, nefes.
8. Sonuç
Erkeğin “bakma” dürtüsü, kadının “bakılma” ihtiyacıyla aynı biyolojik devrenin karşı kutbudur; biri dışsal algı, diğeri içsel teyit yönünde işler. Bu dürtü sadece ahlaken değil, nörobiyolojik olarak da kontrol altına alınmalıdır — yani prefrontal korteks (bilinç, özdenetim) limbik sistemi yönettiği sürece, dürtü doğallığını korur ama kişiyi köleleştirmez.
Erkek beyninde bakış, cinsel dürtüden önce “hayranlık ve merak” koduyla başlar; farkındalıkla yönetilmezse hızla “sahip olma” dürtüsüne dönüşür.
Gerçek olgunluk, dürtüyü bastırmakta değil, onun biyolojisini tanıyıp bilince entegre etmektedir. Bu, hem nöropsikolojik hem de spiritüel denge açısından insan olmanın esas sınavıdır.
TASAVVUFİ BAKIŞ AÇISI
“Bakış, arzunun doğası ve ‘yaklaşmayın’ emri”, Kur’an’ın insan psikolojisini ne kadar derin kavradığının en net örneklerinden biridir. Bu konu sadece bir ahlak yasağı değil, varlığın enerjik yapısına, niyetin yaratıcı gücüne ve insanın yaratılış düzenine dair bir metafizik açıklamadır.
1. “Zinaya yaklaşmayın” ifadesinin inceliği
Kur’an’da (İsrâ 17/32): “Zinaya yaklaşmayın; çünkü o bir hayâsızlıktır ve kötü bir yoldur.”
Buradaki emir “yapmayın” değil “yaklaşmayın” şeklindedir. Bu fark, insanın psiko-biyolojik doğasına uygun bir koruma modelidir. Çünkü insan, dürtüsel bir varlıktır; fiil, önce niyet, sonra düşünce, sonra bakış, sonra hayal, sonra eylem olarak doğar.
Kur’an, eylemi değil, enerji akışını kesmeyi öğütler. Bu, sinirbilimsel olarak da anlamlıdır: arzusal dürtü, önce beynin limbik sisteminde (amigdala, hipotalamus) doğar; “yaklaşma” davranışı, dopamin salınımıyla pekişir.
Yani “yaklaşma” nörokimyasal olarak fiilin ön aşamasıdır. Kur’an’ın ifadesi, davranıştan önce beynin iç dünyasını terbiye etme öğretisidir.
2. Arzu, “cemal”in tecellisidir
Kadına (eşine) bakışı yalnız cinsellik olarak değil, İlahi Cemâl’in yansıması olarak görür.
“İnsan, kadında Hakk’ın güzelliğini seyreder; ama eğer göz zahirde kalırsa, o seyir nefsânî olur.”
Yani bakış iki türlüdür:
- Basar (gözle görmek): maddi, nefsani.
- Basîret (kalple görmek): Hakk’ın cemalini idrak eden, arınmış bakış.
Dolayısıyla, kadına (eşine) bakan erkek aslında Cemal sıfatının tecellisine bakmaktadır. Ancak bakışın yönü —ilahi mi, nefsani mi— onun iç dünyasındaki bilince göre belirlenir. Nefs bakışıyla bakan, kadını “sahip olunacak beden” görür; kalp gözüyle bakan, “güzelliğin kaynağı olan Hakk’ın sanatı”nı fark eder.
Bu farkı şöyle açıklanır:
“Göz bir aynadır; neyi taşıyorsa onu görür.” Yani senin iç âlemin neyle doluysa, dış dünyada onu seyredersin.
3. Arzunun metafiziği: “Yaklaşmak” fiili neden tehlikelidir
Arzu (şehvet) nörolojik olarak dopamin sisteminin aktivasyonudur, ama metafizik olarak yaratıcı enerjinin açığa çıkmasıdır. Bu enerji, yaratılışta “Cemal” (çekim) ve “Celal” (itki) kutupları arasında akar.
“Aşk, varlığın temeli ve ilahi bir cazibe kuvvetidir. Ama insan onu kendi nefsinin kabına dökerse, ateş olur.”
Bu nedenle “yaklaşmak”, enerjiyi yanlış kutba yönlendirmektir. Kur’an’ın “yaklaşmayın” demesi, sadece ahlaki bir önlem değil, enerji kaçaklarını engelleyen bir ilahi fizik yasasıdır. Çünkü insan, zihinsel olarak bir şeye yöneldiğinde —hatta sadece hayal ettiğinde bile— o nesneyle enerjik rezonans kurar. Bu rezonans limbik sistem, hipotalamus ve otonom sinir sistemi aracılığıyla bedende karşılık bulur (nabız artışı, ısı artışı, kas tonusu vs.). Yani “yaklaşmak” bedensel ve ruhsal bir fiildir, eylem başlamadan önce başlar.
4. “iltibas” uyarısı
“Nefsin arzusu ile Hakk’ın sevgisini karıştırma. Çünkü ikisi de tatlıdır ama birinin sonu karanlık, diğerinin nurludur.” Yani cinsel arzuda da bir ilahi iz vardır — çünkü yaratılışın devamı için gereklidir. Ama insan, arzuyu ilahi niyetle yönetmezse, o nur ateşe dönüşür. Bu yüzden “yaklaşmak” aşamasında insan, niyetini kontrol etmek zorundadır. Tasavvuf erbabına göre günah, fiilden önce bilinç sapmasıdır.
5. “Bakış”ın kader üzerindeki etkisi
Kur’an’da “mümin erkeklere gözlerini indirmelerini söyle” (Nur 24/30) Göz, hem biyolojik alıcı hem enerjik vericidir. Nörofizyolojik olarak bakış, oksitosin, dopamin ve testosteron sistemlerini anında etkiler. Manevi düzeyde ise her bakış, bir niyet enerjisi taşır; kişi neye bakarsa, onunla bilgi ve enerji alışverişine girer. bu “nazarın tesiri” olarak açıklanır — “gözün nuru, kalbin nuruna tabidir.” Kalp karanlıksa, bakış yakar; kalp nurla doluysa, bakış şifa olur.
6. Zinanın en büyük tehlikesi: Ruhsal parçalanma
Zina, sadece fiziksel bir eylem değil; iki kişinin biyolojik, duygusal ve enerjik alanlarının birleşmesidir. Bu birleşme sırasında limbik sistem oksitosin salgılar — bu bağ hormonudur. Bilinçsiz cinsel birleşmeler, enerjik bağların (cords) dağılmasına, ruhsal bütünlüğün bozulmasına yol açar.
Bu durumu “nefsin dağılması” olarak tanımlar:
“Her birleşme bir iz bırakır; o iz kalpte kaybolmaz, ya nur olur ya duman.” Bu nedenle “yaklaşmamak” yalnız bedeni değil, ruh alanını korur.
7. Sonuç: Yaklaşmak fiilinin hem nörolojik hem ruhsal karşılığı
- Nörolojik açıdan: Yaklaşmak, dopamin ve testosteron döngüsünü aktive eder; beynin kontrol merkezleri (prefrontal korteks) baskılanır.
- Ruhsal açıdan: Yaklaşmak, niyet enerjisinin yönünü belirler — nefs yönüne mi, Hakk yönüne mi.
- Ahlaki açıdan: Günah, fiilde değil; niyetin yanlış yönlenmesinde başlar.
- “Yaklaşmayın” emri, insanın enerjisini yaratılış yasasına uygun biçimde saklama, yönlendirme ve dönüştürme çağrısıdır.
“Nefsini bilen Rabbini bilir.” Bu bilme, arzunun doğasını anlamayı da içerir. Arzunun kaynağını tanımayan, onun kölesi olur; kaynağını Hakk’ta gören ise arzunun efendisi olur.
Kur’an’ın “yaklaşmayın” buyruğu, tam da bunu öğretir: Yasak değil, bilinç eğitimi. İnsanın yaratılış enerjisini heder etmeden, ilahi sevgiye dönüştürme sanatıdır.
Gerçek özgürlük, bedenin ne kadar açıldığıyla değil, benliğin ne kadar bütünleştiğiyle ölçülür.
📍 Doç. Dr. Erkan YULA Muayenehanesi– İstanbul / Fulya
🌐 www.dryula.com
📞 +90 (501) 570 70 70